Şair ve Yazar Sunay Akın tek kişilik gösterisiyle 19 ocak pazar akşamı Manisa Belediyesi Kültür Merkezi Lale Salonunda Manisalılarla buluştu.

Haberi Paylaş:
21 Ocak 2014 Salı
Yaklaşık 2.5 saat süren gösteri sonrası kitaplarını imzalayan Sunay Akın sevenleri ile uzun uzun sohbetler yaptı.Benimde sorularımı olanca içtenliği ve samimiyetiyle cevapladı.
+Sunay Akın kimdir ?
Sunay Akın,hani formlar doldururduk hayatımızda,sorular vardır orda,daha doğrusu bölümler vardır,adı soyadı, anne adı,baba adı,doğum tarihi,doğum yeri,bu tür bölümler.Bir de şu yazar o formlarda, mesleği.Ben mesleğime hep şu yanıtı yazdım; Okuryazar.Çünkü ben okuma yazmayı söktüğüm günden beri sadece okudum ve yazdım.Başka da hiçbir şey yapmadım.
Sunay Akın kimdir sorusunun yanıtı iki nokta üst üste: Okuryazar.
+Kendinizi nasıl keşfettiniz? 
Beni galiba Atalay Yörükoğlu keşfetti çocuk psikiyatristi.Çünkü ben çocukluğumda çok sorular soran okuyan araştıran merak eden galiba serüvenci biriydim .Böyle çocuklar hep şüpheli görülür ve psikiyatriste götürülür.Ülkemizde çocuk
Psikiyatristinin büyük duayeni Profösör Atalay Yörükoğlu anneme ve babama şunu söylemiş bu çocuğun kanatlarını sakın kırmayın çünkü ben çocukluğumum geçtiği Trabzon`da evimizin terasında bir uçak yapıyordum 6-7 yaşlarında ve o uçağa binip uçacağıma gerçekten insanıyordum ve ben hala uçan halılara inanan biriyim inanıyorum kidünyanın geşleceğini savaş uçakları değil uçan halılar belirleyecek :)
+Çocukken dünyayı cebinde taşıdığınıza inanırmışsınız böyle bir düşünce siz çocukken nasıl gelişti ?
Benim babam terziydi babamın terzi dükkanını çok seviyordum haftasonları dükkanda otururken onun kumaşları kesmesini biçmesini bekliyordum babamın hazırladığı elbiselerden arta kalan kumaşları toplayıp eve getiriyordum ve büyük bir dünya haritasını açıyordum masaya .Şöyle bir oyun oynuyordum benim terzi emekçi babam bilmeden makasıyla bugün hangi ülkeleri kesti babamın terzi dükkanından topladığım kumaş parçaları hangi ülkelere benziyor ve o ülkelere benzeyen kumaş parçalarını ceplerime dolduruyordum ben çocukluğumda ceplerimde bütün dünyayı taşıdığıma inanıyordum.



+Ailenizden kalan tarihi köşkten feragat ederek Oyuncak Müzesini açtınız Müze kurma fikri nerden geldi Oyuncak ile Müze kurma fikri sizde nasıl oluştu ?


İstanbul oyuncak müzezi 2005 tarihinde kuruldu 8 yıl oldu yaklaşık 20 yıl önce bir edebiyat etkinliği için Almanya`nın Nürnberg kentine davetli olduğumda hayatımın ilk oyuncak müzesini orda gezdim ve çok etkilendim.Şunu gördüm düşlerin hayallerin de tarihi var ve çocukların önüne oyuncak diye ne koyuyorsan gelecek o oluyor yani ilk uzay ouyuncaklarını Amerikalılar yapmış ve aya bayrağı amerikalılar dikti bu rastlantı değil cocuklarının geleceğine ayı hedef olarak koyan ülke bunu başardı demekki önce hayaller vardır.`Gerçek hayyallerin ayak izlerini takip ediyor` bunu gördüğümde dünyadaki bütün oyuncak müzelerini gezdiğimde çok etkilendim biliyorum ki benim ülkemde bu zengillik yok yani oyuncak müzeleri tanınmıyor bilinmiyor karar verdim bunu ben kurucam dedim ve kitaplarımdan sahne oyunlarımdan televizyon programlarımdan yani sanatçı teliflerimden kazandığım herşeyle antika oyuncak aldım halada alıyorum ve İstanbul oyuncak müzesini kurdum.
Şunu biliyorum ki bir ülkenin geleceği politikacılarının vaadlerinde değil cocuklarının hayallerindedir..
Bugün Türkiye de çocukların önüne oyun oynacayak diye ne konuluyorsa bilinki gelecek odur ...


1992 yılında Kız Kulesi`ne şiir cumhuriyeti ilan etmiştik.Orası bir sanat merkezi,müze olsun,yazılı ilk aşk şiiri oraya gelsin.Sonra Ertuğrul Gemisi Kaptanı Ali Bey`in Japonya seferi sırasında uğradığı limandan karısı Ayşe Hanıma gönderdiği aşk mektupları var,onlar orada sergilensin.Çünkü Ertuğrul Kız Kulesi`nden uzaklara yolcu edilmiş.Bunun gibi hayallerimiz vardı.
İstanbul`a ilk geldiği gün babasının Arkeoloji Müzesi`ne getirdiği çocuk elbet bir müze kuracaktı.Ben de 20 yıl önce Nürnberg`i gezdiğimde çok etkilenmiştim.Yani bütün o Kız Kulesi macerası bir müzeci tarafımdı,yani bir hafıza,bir bellek oluşturmak.Bir mabet oluşturmak bilgiye,edebiyata,sanata bir mabet oluşturmak kavgasıydı.Tabi zaman bunu ortaya çıkarıyor.Ben o zamanlar bu kadar detaylandıramıyordum ama vardı,bir tavırdı,satrançtaki bir hamleydi.Sonra bu hamleler İstanbul Oyuncak Müzesi`ne geldi.Yani,sonuçta kurdum müzeyi.Ben kazandım ama biz kaybettik.İkincisi daha önemliydi.Neden,çünkü o yıllarda ben kendine şair,yazar diyen her insanı kendim gibi sanırdım.
Ama hala bu yanılgım var.Nedir şair,yazar,bakın yaptıklarına görürsünüz.
Ben kitaplarımdan,gösterilerden,televizyondan kazandığım her şeyden,ailemden kalanlarla bugün İstanbul Oyuncak Müzesi’ni kurdum.Çünkü toplumlar hayalleri ile var olurlar.Aslolan hayallerdir.Gerçek hayaller ayak izlerini takip eder.Biz de oyuncak çocuğu oyalasın diye verilir.Oysa bütün gelişmiş dünya oyuncakları çocuklarına daha çok hayal kursun diye alır.Bu yüzden biz onların kafalarında hala oyalanıyoruz.Birisi bunu anlatmalı.Bilgi toplumuna hayallerin,oyuncakların,tarihin, uygarlığın tarihi olduğunu şairler,yazarlar, sanatçılar anlatmayacak da kim anlatacak? Yani müzeciliğin önemini kendine sanatçı diyenler,bu topluma anlatmayacak,bunun kavgasını vermeyecek de kim yapacak bunu? Biz yapacağız tabi.Bu yüzden baktığın zaman Sunay Akı`ın hayatında hamleleri giderek belli bir yere doğru yönlendiğini düşüncesinin ortaya çıktığını görüyoruz.

+Şiirle ne zaman tanıştınız ?
Ben 6 yaşında evimizin duvarına saatli maarif takvimi asılıydı bu saatli maarif takvimin ön yüzünde ogünün tarihi yazılıyordu arkasında şiirler vardı ve evimizin odasında 365 güne düşen 365 şiir vardı ve hergün o takvim yaprakları koparılınca o şiirler okunuyordu.Şiirle böyle tanıştım.Düşünsenize yani eskiden evlerin odalarında şiir antolojileri asılıydı yani o saatli maarif takvimi şiir antolojisiydi.Ben bütün yazararları sadece Türk değil Dünya Edebiyatının çok ünlü yazarlarını 6 yaşıdanyken tanıyordum onların arasında büyüdüm .Hepsi evimizin salonuna konuktu ...


+İstanbul'u neden bu kadar çok seviyorsunuz ?

Şunu söylüyorum bak Anadolu`da dünyaya gelen biri  Anadolu kentinde dünyaya gelen çocuklar kadar İstanbul'da doğanlar o kenti sevemez.Ne mutlu bana ki İstanbul'da doğmadım Çünkü çocukluğum Trabzon`da geçti İstanbul'u ilk sinemada beyaz perde de gördüm.Sonra ben çocukken kibrit kutularını biriktirirdim.Çocukluğum da kibrit kutularının üstünde İstanbul'un resimleri vardı.Ceplerimde Kızkulesi,Rumelihisarı,Sultan Ahmet,Ayasofya ben onları ceplerimde biriktiriyordum.Trabzon'da oynarken ceplerimddeki kibrit kutularını çıkarıp İstanbul'a bakıyordum ben İstanbul'u özledim İstanbul'da olmayı hayal ettim ama İstanbul'da doğsam onun değerini o kadar bilemicektim.



+Bilgi nedir sizce ?
Türkiye'nin en önemli meselesi bilginin ne olduğunu anlayamayıp bilgi üretkenliğinde ,bilginin kullanımında yeteri deneyimime sahip olamamasıdır.Bununda kanıtı şudur bu sözlerimin kanıtı şudur biz soru sorabilen bir gençlik değil sorulan soru karşısında kutular içindeki doğru yanıtı bulan bi gençlik yetiştiriyoruz.Bu yanlış eğitim politikasının nedenide bilginin ne olduğunu hala anlayamaşımızdır.Bilgi satranç oyunundaki taşlar gibi hamle yapabilme sanatıdır.Önemli olan bilgiyi yönledirmek yönetebilmektir.Ama bizim eğitim sistemimize baktığımızda soru sorabilen insanları göremiyoruz.Zaten bi ülkede gençler okul kazanmayı düşünüyor o ülkenin okulları gençlerimizi nasıl kazanırız diye düşünmüyorsa böyle bi ülkede aydınlanmadan,bilgiden söz edemeyiz.



+Sık sık üniversiteler gidiyor gençlerle iç içe oluyorsunuz.Gençler hakkında ne düşünüyorsunuz ?

Mükemmel dörtdörtlük .Asla ve asla gençlere laf söylettirmem,bu ülkenin gençleri dörtdörtlüktür.Gençeleri asla horlamam ben.Neden çünkü genç araştıran okuyan insandır.Onların hataları varsa bilki onu biz anne babaları yani gençlerden önceki kuşaklar yarattık onların hatası değildir onların önüne kirli sular getirdiyesek o suları biz kirlettik gençlerin hiçbir kabahatı yoktur.Yıllardır bu ülkede ki yanlış politikaların yanlış yönetimlerin bedelini gençler ödüyor.Hem canlarıyla hem içinde yaşadaıkları kaosla,sıkıntılarlabütün çevre kirliliğini çevreye duyarsızlığını rant anlayışını hısrsızlığı gençlere ödetiyoruz biliyormusun.Dikkat edin örneğin bu gezi olaylarında bedeli ödeyen hep gençler değil mi gençler katledilmedi mi ne günahı var o gençlerin.Bu kürt meselesinde yıllarca yanlış politikalar üzerinde bedel ödeyen toprak altında yatan gençler değil miydi.Bu onların kabahatimi hayır bizim.Bugün bu ülkede 40 yaşını geçmiş benim kuşağımın çok büyük  vebali vardır gençler pırıl pırıl 24 ayardır onların hiç birine laf söylettirmem ben ..
+Edebiyat gittikce zayıflıyormu? Bunu nasıl görüyorsunuz Türkiye'de

Edebiyat zayıflamıyor ama haklısın bunda bi sıkıntı var.Edebiyatın aktığı yatakta bi darlanma var.Edebiyatın mutfağı dergilerdir artık bugün edebiyat dergileri yok.Cağaloğlu geneleğinde var olan yayın evi anlayışı artık yıkıldı yani bugün yetenekli genç insanlar şiirler romanlar öyküler yazıyorlar fakat kendilerini var edecek o edebiyat mutfağını  bulamıyorlar sıkıntı burda.Evet var edebiyat anlamında çok yetenekli insanlar var o tükenmez ama kendilerini ortaya çıkarabilecekleri edebiyatın mutfağı kalmadı.Sıkıntı burda ..


+Oyuncak size neyi ifade ediyor ?

Hayallerin; sözcükleri oyuncaklardır.

+İlk oyuncağınızı kim aldı ?

 4-5 yaşlarındayken anımsıyorum .Babam terziydi ve mal almak için İstanbul'a gidip geliyordu bavulundan sık sık oyuncaklar çıkıyordu.Birgün hatırlıyorum bavulundan araba vapuru çıkmıştı oyuncak araba vapuru ilk anımsadığım oyuncağım o..

+Baba olacağınızı öğrendiğin an neler hissetiniz?

Babamın ne kadar zavallı olduğunu çünkü benim gözümde babam hep devdi .Hala babalarımız öyledir ya devdir ya vaybe dedim bende baba oluyorum benim babam ne kadar zavallı ve çaresizmiş ..
+Babınızı nasıl anlatırsınız ?

Benim babamı şöyle anlatırım çocukken elime `Yüz Ünlü Türk` adlı kitap geçmişti ben o kitabın sayfalarını yırtıp atmıştım niye biliyormusun çünkü kitabın içinde babamın resmi yoktu.Benim kahramanım babamdır babam terziydi kılıcı dikiş iğnesi kalkanı yüzük olan bi kahramdır benim babam ...
+Neden oyuncak ile müze tanımlarını yan yana getirdiniz?

Annem haftada bir gün en güzel elbisesini giyer benim okuldan dönmemi beklerdi.Banada en güzel kıyafetlerimi giydirir sokağa çıkardık.Nereye giderdik biliyormusun düğüne yada nişana nikaha değil kitapçıya gidiyorduk.Annem bana okuma sevgisini verebilmek için çarşıya çıktığımızda yalnızca kitapçıya giderdik çünkü kitap almaya gitmek büyük bi törendi onun için bunu yapan annem ilkokul mezunuydu.Babam daha iyi eğitim alsın diye ailesini Trabzon`dan İstanbula getirdi ama 10 yaşında Trabzon`dan İstanbul`a taşınmadan önce 5 yıl yazın 1 aylığına babam bizi mutlaka İstanbul'a götürürdü bunu yapmasında ki amaç çocukları İstanbul'u öğrensin diye ve 6 yaşında babamın bizi İstanbul'a getirdiği ilk gün gittiğimiz ilk yer neresiydi biliyormusun Arkeoloji müzesi bugün Anadolu'dan İstanbul'a gezmeye gelen kaç ailenin gittiği ilk yer arkeoloji müzesidir ve bunu yapan babam ilkokul mezunu annem de ilkokul mezunudur ama onlar
Cumhuriyet çocuklarıydılar ..

+ Bir yazar olarak eğitim sistemimizi ve yeni nesil gençlerin kitap okumamasını nasıl değerlendiriyorsunuz ?

Bana çok soruyor anne babalar çocuğumuz kitap okumuyor ne yapalım.Şunu söylüyorum çocuğunuz sizi yani anne babasını yemek yerken görüuyor televizyon seyrederken de görüyor kavga ederken de görüyor peki çocuğunuz hiç sizleri yani anne ve babasını evde karşılıklı oturmuş kitap okurken görüyormu bütün mesele budur .Anne baba kitap okumazsa çocukların ve gençlerin kitap okumasını beklemek yanlış olur .
+Bir ülkenin ne kadar müzesi varsa o kadar aydınlıktır demiştiniz.Türkiye sizce ne kadar aydınlık ?

Müzelerine bakarak bunu söyleyebilirsiniz hiç aydınlık değil.Neden çünkü bilgi toplumu olup olamamanın göstergesi müzelerdir.Bir ülkede demokrasi o ülkedeki müzelerin koridorlarıyla doğru orantılıdır koridorların uzunluğuyla doğru orantılıdır.Ne kadar müzeniz varsa o kadar demokrasiniz vardır demektir.Bakın bugün gelişmiş ülkelere baktığımızda ekonomik ve demokrasi yönünden her yönden genişlemiş ülkelere baktığımızda binlerce müzeleri olduğunu görüyoruz sorum şu bizden daha gelişmiş ülkeler önce zengin olup ekonomiyi düzeltip sonra mı müze kurdular yoksa önce mi müzelerini kurup her adımı bilgi dolu olan o koridorlardan geçip bugünkü konuma geldiler.Elbetteki ikincisi peki
biz daha mutlu daha gelişmiş bir Türkiye istiyorsak soruyorum müzelerimiz nerede...?

+Son olarak GENÇ okuyuculara ne söylemek istersiniz?
Çok eski bir şiir var, şairi bile bilinmiyor.İki dizeden oluşuyor.Bunu beyinlerine kazısınlar ve en umutsuz ve karamsar olduklarında bu şiir gelsin akıllarına;
Bir taşı delen suyun gücü değil,Damlaların sürekliliğidir..!


19 ocak 2014
Altar Atilla ERDAĞ


Bu haber 1533 kez okundu.
Haber Arşivi
GENÇLER LİGİNİN ŞAMPİYONLUĞUNA KOŞUYOR GENÇLER LİGİNİN ŞAMPİYONLUĞUNA KOŞUYOR
06 Kasım 2017 Pazartesi
Arka arkaya çıkardığı şarkılarla milyonların kalbinde taht kuran İrem Derici; yeni single`ı `Bazı Aşklar Yarım Kalmalı`yı 3 Kasım`da çıkardı.
KENAN DOĞULU - İLK ADIMI SEN AT KENAN DOĞULU - İLK ADIMI SEN AT
06 Kasım 2017 Pazartesi
Kenan Doğulu, yayınlandığı günden itibaren müzik listelerinde üst sıralardaki yerini koruyan `İlk Adımı Sen At` şarkısının yeni düzenlemesi ile müzikseverlerle buluşuyor.
Orhan Ölmez&Canan Çal - Yar Ağladı Ben Ağladım Orhan Ölmez&Canan Çal - Yar Ağladı Ben Ağladım
06 Kasım 2017 Pazartesi
Orhan Ölmez ve Canan Çal, `Yar Ağladı Ben Ağladım` isimli duygusal çalışma ile sizlerle.
FERHAT GÖÇER VE VOLGA TAMÖZ `GÜNAH`A GİRDİLER FERHAT GÖÇER VE VOLGA TAMÖZ `GÜNAH`A GİRDİLER
28 Ekim 2017 Cumartesi
Ferhat Göçer ve Volga Tamöz`ün yeni çalışması `Günah` bugün çıktı.
SILA - MUHBİR SILA - MUHBİR
24 Ekim 2017 Salı
Türk Pop Müziği`nin başarılı şarkı yazarı ve yorumcusu Sıla, müzik kariyerinde 10 yılı geride bırakırken yepyeni şarkısı `Muhbir`i de 10. yıl hediyesi olarak dinleyicilerle buluşturdu.
Tüm haberler için tıklayın..

Facebook

Twitter

Toolbar

Mobil