Bu ben miyim?
Tanımıyorum bu beni, hiç karşılaşmadım, hiç görmedim ki..
Tıpkı seni tanıdığımda; içimde doğan beni daha önce hiç tanımadığım, görmediğim
gibi.
Sevgi..
Neydi sevgi??
Ben mi yanlış öğrendim? Yanlış mı öğretildi…
Nerede hata yaptım? Aldığımdan fazlasını verdiğimde mi?
Bocalaması, şaşırması belki bu yüzden di.
Neden yüklendin bu kadar? Neden hor gördün, ezdin? Ne yaptı ki sana?
Ne geçti eline param parça bir yüreğe girip,
Böyle acımasızca, bencilce darmadağın ettin.
Bana ne yaptığının farkında mısın?
Arkanda nasıl güvensiz, nasıl bir enkaz bıraktın.
Sen sevgiyi, sen güveni, şefkati, dostluğu,
Mahalle arasında misket oynamak mı sandın?
Neden mızıkçılık yapıyorsun?
Verdiğin misketlerle birlikte,
Benimkileri de alıp nereye gidiyorsun?
Sen hiçbir şeyi bilmiyorsun.
Sen bu kadar sevilmeyi de, Beni de hak etmiyorsun.
Vicdanın rahat mı?
Oysa ben her şeyden vazgeçmişken,
Bir kuru selamı, iki çift lafı esirgedin benden.
Çok mu şey istedim ki?
Bu kadarını istemeye hakkım yok muydu?
Sen sevgi nedir, emek nedir bilmiyorsun.
İçimde nasıl bir sen büyüttüğümü,
Neler feda ettiğimi bilmiyorsun.
Sen korkuyorsun!
İnsanların hayatına şımarık bir çocuk gibi girip,
Oyunlarını bozup, sıkışınca kaçıyorsun.
Sen mızıkçısın ve ben artık seninle oynamak istemiyorum.
Çok yoruldum.
Darmadağın olmuş,
Hayatın her noktasında bir fırtınaya yakalanmış seni,
Huzurlu ve sakin limanımda tutmaya çalıştıkça,
Puzzle gibi birleştirmeye çalıştıkça,
Senin hep bir parçayı saklamandan saklamandan,
Anlamsız eksik şekillerle ortaya çıkmandan,
Her seferinde alabora olmana rağmen,
Bilmediğin denizlere gitmek istemenden,
Şımarıklıklarından yoruldum.
Ben Seninle oynamıyorum artık.
Oyuncaklarınla baş başa kal…